 Rodium Cloride dissolving in 5 M HNO3
Literatürde RhCl3 için bir çözünürlük bilgisi bulmak çok zor. Coleparmer’ın sitesinde çözünürlük bilgisi mevcut değil şeklinde yazmakta.
“Solubility: Not available”
Başka bir çok kaynakta da,
Solubility in Water: soluble
Burada ise: Very soluble in H2O
şeklinde yazmakta.
Uzun zamandır bu bilgiyi arayan birisi olarak, hanbookların Fizikokimya ile ilgili olanlarından tutun da analitik kimya ve anorganik kimya ile ilgili kitaplara kadar bir çok kaynağı taradığımı da söylemek isterim.
Sayısal değerler olmamasına rağmen, değerli metallerin klorlu çözeltileri asitlerde bile genelde yavaş çözünürler. Bunun için asit çözeltisini ısıtmaktan, kral suyuna kadar çeşitli yöntemler uygulamak mümkün. Fakat benim çalışmalarım gereği mümkün olduğunca düşük klor konsantrasyonlarında Rodyum çözeltileri hazırlamam gerekiyor. Gerekli durumlarda klor ilavesini sonradan yapıyorum.
Labaratuvar defterime baktığımda Rodyum Klorür(RhCl3) den 0,1271 gr’ı 500 ml hacimde çözerek 8 defa 125 ppm’lik Rh3+ çözeltisi hazırlamışım. Her defasında bu stokları çözmek için 1,5 M HNO3′ü ısıtmak ve devamında çözeltiyi ısıtarak karıştırmak dair her türlü olayı hızlandırıcı atraksiyona da girdim. Bu şartlarda bile çözünme kinetiği Rodyum Klorür’ün gerçekten çok uzun. Tüm bu gramın belirttiğim hacimde çözülmesi için 5-6 saat kadar sürüyor. Her ne kadar akşam labaratuvardan çıkarken karıştırma işlemini durdurup sabah devam ettiğimi dünürek hesaplasam da bu süreyi.
Bütün bu giriş cümlelerinden sonra, gelelim asıl yazma isteği uyandıran duruma. Daha fazla sarfiyattan sebep konsantrasyonu 125 ppm den 250 ppm’e çıkartarak zaman kazanmak gibi bir istek sonucunda yaklaşık 12 saattir beklemekteyim. Yazının geri kalanını oku »
Comments
Montesquieu, Doğu despotizminden söz eder. Düşünmez ki despotizmin âlâsı, perestişkârı olduğu İngiltere’de ve tebaası bulunduğu Fransa’dadır. Ne beyzadelerin dillere destan zulümlerini, ne isim hanesi açık tevkif emirnamelerini hatırlar. Bu şaşkın toprak ağasının hakkımızdaki türrehatı sadece gülünçtür: “Türkler dünyanın en çirkin insanları idi. Karıları da kendileri gibi kaknemdi. Rum dilberlerini görünce akılları başlarından gitti. Başladılar kız kaçırmaya. Zaten ezelden beri hayduttular” v.s. Yazının geri kalanını oku »
Comments
Ormanlarda kaybolmak akılarda kalan hem şaşşırtıcı hem de faydalı bir deneyimdir. Genellikle bir kar fırtınasında, gündüz bile olsa, çok iyi bilinen bir yoldan gelirken köye ne taraftan gideceğini bilemez insan. Bin kere buradan geçtiğini bilse bile hiçbir şey tanıdık gelmez, sanki Sibirya’daki bir yoldaymış gibi. Geceleyin elbette kafalar daha da karışır. En basit yürüyüşlerimizde bile bilinçsiz de olsa pilotlar gibi sürekli bilinen işaretlere veya çıkıntılara yöneliriz, alışmış rotamızdan çıksak bile hala aklımızın bir köşesinde yakındaki bir çıkıntı vardır, tamamıyla kaybolana veya ters dönene kadar uçsuz bucaksız yabancı Doğayı takdir edemeyiz. Her insan, ya dalgınlıktan ya da uykudan her uyandığında, pusulanın çizgilerini öğrenmek zorunda kalır. Ancak kaybolduğumuzda ya da dünyayı kaybettiğimizde kendimizi bulmaya başlarız; nerede olduğumuzun farkına varır, ilişkilerimizin uçsuz bucaksız yayıldığını görürüz.
Walden’den – Henry David Thoreau
Comments
Bir gün bir çocuğa sormuştum, deniz neden tuzludur diye. Babası uzun bir sefere çıkmıştı. Çocuk hemencecik cevap verdi: Deniz tuzludur, çünkü denizciler durmadan ağlarlar! Neden denizciler böyle çok ağlar ki!
Çünkü, dedi, yolculukları bitmez… Onun için mendillerini hep direklere asıp kuruturlar!
Gene sordum: Ya niçin insanlar üzgün olunca ağlarlar? Çünkü, dedi, daha duru görebilelim diye gözlerin camını ara sıra yıkamak gerek!
August STRINDBERG, Düş Oyunu
Comments
mustafa can tarafından Film, Genel Şeysi, internetten içinde postalandı, tags: akıl, anarşim, şirketokrasi, banka, borç, borsa, corporatocracy, globalization, kaçınılmaz kıtlık, kaybetme korkusu, küreselleşme, kriz, modern kölelik, parasal sistem, Venüs Projesi, zamanın ruhu, Zeitgeist
Bu gün genelde izlediğim filmler ile ilgili yorum yapmadığım bir alanıma bir kaç not düşme zamanı diye düşünüyorum. Gerçi daha çok sıkıcı bir belgesel tadında olan bu belgeselin boş zamanlarında insanın kitap okur gibi seyretmesi gerektiğini düşünmekteyim.
Bugün toplum, bir dizi kurumdan oluşmakta. Siyasi, hukuki, ve dini kurumlardan, sınıf, ortak değerler, ve mesleki uzmanlaşma kurumlarına kadar. Bu gelenekselleşmiş yapının anlayışımızı ve algılayışımızı şekillendirmedeki büyük etkisi aşikar. Yine de, içinde şekillendiğimiz, yönetildiğimiz ve şartlandırıldığımız bütün bu kurumların arasında parasal sistem kadar yanlış anlaşılmış ve sorgusuz kabul görmüş bir sistem daha yok gibi görünüyor.
Neredeyse bir dine dönüşen kökleşmiş parasal sistem, Dünya üzerinde en az sorgulanan inanç sistemlerinden biri. Paranın nasıl yaratıldığı, onu yöneten politikalar ve toplumu gerçekte ne kadar etkilediği, nüfusun büyük bir bölümünün kayıtsız kaldığı meseleler. Yazının geri kalanını oku »
Comments
|